Cuma, Eylül 11, 2009

Tol

"Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." (s.11)

"Yakalanmıştım; yaşamayı denerken yakalanmıştım." (s.23)

"Makul bir alışveriş vardı o gazetelerle aramızda. Onlar zekice kurgulanmış, çıkıntıları budanmış yasal öfkeler, incesinden yazılmış sinema yazıları arz ediyor, benimse en azından neye öfkelenilmesi gerektiğinden ve filmlerden düzenli olarak haberim oluyordu." (s.31)

"Benim aklım yol kuşlarının tüneyip sessiz sedasız terk ettikleri bir harabedir." (s.73)

"Sıkıntı öldürür. Ve sıkıntı öldürüyor. Acı ve öfke değil, sıkıntı öldürüyor. Çok geçici, anlık, masum, makul olabiliyor sıkıntı, ama öldürüyor. Sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor çünkü. Tatil çoğunluğa, çoğulluk gövdelere, yeni kelimelere, yeni yüzlere yol açarak öldürüyor. Sıkıntı davet ediyor, açıyor. Acı ortak olmayanı defediyor, kapatıyor. Sıkıntı çözüyor, öfke bağlıyor. Sıkıntı plan program demek çünkü. Acı kendi yasasını durmadan fısıldıyor, öfke hatırlatıyor oysa. Ama sıkıntı savuruyor, parçalıyor, gebertiyor. Sıkıntı kutlamalar, şenlikler istiyor çünkü. Sıkıntı ille de dans diyor, kahkaha diyor, acının da öfkenin de içini boşaltıyor. Acı ve öfke korkuyu yeniyor, sıkıntı okşuyor. Sıkıntı arzuyu kaşıyor, acı ve öfke terbiye ediyor. Acı değil, öfke değil, sıkıntı öldürüyor.
Sıkıldılar. Yakışmadı." (s.90)

"Kalbinde gölge gibi gezinen kelimeler var. Hiçbirini çekip çıkartamıyor artık." (s.92)

"İnsanın gerçekten, gerçekten ne yapacağını bilemediği o beyaz saniye." (s.95)

"Ağladıkça içlerinden kara ırmaklar gibi ağular aktı." (s.95)

"Fiziki haritayı daha çok severdim. Dünya bir bütün olurdu çünkü o zaman, sınırlar kaybolurdu ve benim için bütün o kesik çizgilerle birbirinden ayrılmış ülkeler varılabilir, görülebilir bir coğrafya haline gelirdi." (s.120)

"Tren uçsuz bucaksız bir bozkırda ilerliyordu.
Bir fermuarı çeker gibi." (s.128)

"Acıya dair ne varsa hatırlatan, gölgelere gömülmüş bir aciz.Rüzgarının hepsini kaybetmez ya insan, rüzgarının hepsini çalamaz ya kimse bir insanın. Ne zaman uğuldayacaksın sen?" (s.131)

"Artık benim gözlerim derinlerde batık bir gemi adı, kahverengi yosunların ardından, hülyalı hülyalı bakıyorum dünyaya. Kafamda rutubetli, ağır düşünceler, taşkın sular aranıyorum üfleyecek." (s.133)

"Bu beyaz rengin hayatı zor, beyaz kalmak zor, siyah diye bir şey var, yalnız siyah olsa iyi, beyazdan gayrı ne varsa beyaza karşı, beyaz ne yapsın kalamıyor öyle, o da bir kolayını buluyor, bulmuş, kirli beyaz, uzlaşmak gibi bu biraz, gri değil, kirli beyaz, gri de bir renk çünkü, yekpare oluyor. Gri başka, kirli beyaz başka." (s.174)

"Kelimeler boğazımda pervaneler gibi hızla dönüp durdu, ama ben onların içinden bir tanesini bile yakalayıp, derleyip toplayıp dışarı çıkaramadım." (s.175)

"Bir şeyleri gerçekten kanıtlamak için bir yerini kanatacaksın, kanayacak ki inansın sana karşıdaki." (s.175)

"Darbe, insanlara hesap kitap öğretir." (s.209)

Murat Uyurkulak - Tol

4 yorum:

ecm dedi ki...

bu kitaptan bu kadar malzeme çıkmış olmasına şaşmamalı. har da denenmeli :)

Sera dedi ki...

onu da okumuştum ama alıntısını ne zaman yazarım bilmem. ama tol'den daha çok malzeme çıktı gerçekten de :)

Evren - Sahne dedi ki...

"Bir şeyleri gerçekten kanıtlamak için bir yerini kanatacaksın, kanayacak ki inansın sana karşıdaki.

çok iyiydi

Sera dedi ki...

bazen kanatmak da yetmese de...

Tavan arası