Salı, Ocak 24, 2012

Dünyanın Sonundaki Ev

 "13 yaşındayken yapmamız gerkeen pek çok seçim vardır, ama bunların sonuçlarının gelecek yıllara nasıl yansıyacağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktur."

"Yaptığınız şey işte budur. Elinizdeki ham malzemeden kendinize bir gelecek yaparsınız."

"Geleceğe inanmak, rezilce bir erdem, öyle değil mi? Bir gemi maketi yapıp şişenin içine yerleştirmek gibi bir şey."

"Yaşamlarımız, denetleyemediğimiz değişikliklerden oluşur."

"İnsanlar, çevremde oynayan filmler gibiydi- beşinci sıradaki rahat koltuğumdan kendimi güzelce kaptırdığım bir film gibi izliyor, dinliyordum onları."

"Çok film izleyenler, karşılaştıkları durumların gülünç yanını daha kolay görebilir."

"İçsel sahtekarlıklarımız dünyada fazla bir tortu bırakmıyor."

"Hayal ettiğimizle gerçekten yarattığımız şeyin arasındaki boşlukların yol açtığı hareketliliğe şaşırmayacak kadar yaşlı."


Michael Cunningham - Dünyanın Sonundaki Ev (Can Yayınları, Çeviren: Püren Özgören)

Pazar, Ocak 22, 2012

Saatler


"Tanımlanması olanaksız bir ikinci ben'i içinde hissedebiliyordu, daha doğrusu birincisine koşut ama daha saf bir başka ben'i."

"Kendini bırakmaya çalışıyor. Yo, tam olarak öyle değil; kendininkine koşut giden bir başka dünyaya girerek kendini korumaya çalışıyor."

"İnsan her zaman, kağıda dökebildiğinden daha iyi bir kitap taşır kafasında."

"Tıpkı edebiyat kadar güçlü ve tehlikeli bir yaşamım olabilirdi."

"Kendi dünyasından çıkıp kitabın sınırlarının içine girmiş gibi hissediyor."

"Bir otele gidince, kendi yaşamının ayrıntılarını bırakıyor, tarafsız bir bölgeye giriyorsun."

"Bütün o mağazalar, her şey, her yerdeki o pislik, o mallar, bütün o mallar, dört bir yandan üstünüze gelen reklamlar, alın, alın, alın, alın, saçları abartılı, yüzü gözü boyalı biri üstüme gelip de bana 'Yardımcı olabilir miyim?' dediği anda, 'Sen kendine bile yardım edemezsin', diye haykırmak geliyor içimden."

"O anda havada süzülen bir zihinden başka bir şey olmayabilir; bir kafatasının içindeki bir beyin bile olmayabilir; yalnızca algılayan bir varlık, bir ruh nasıl algılarsa öyle. Ruh olmak öyle bir şey olmalı. Kitap okumak gibi bir şey, değil mi; hevesli bir gözlemci olmak dışında. Öyle bir rol üstlenmeden insanları, ortamları tanıma duygusu."

Michael Cunningham - Saatler (Can Yayınları, Çeviren: İlknur Özdemir)

Cuma, Ocak 20, 2012

Mrs.Dalloway

  "Hem her şeyi bir bıçak gibi delip geçiyor, hem de dışarıda kalıp bakıyordu. Arabaları gözlerken hep böyle onulmaz bir duygu, sanki çok uzaklardaymış, denizin ortasında yapayalnızmış gibi bir duygu kaplardı yüreğini."

“Sevmek, insanı yalnız kılıyor."

"Bazı anlar ne tuhaf bir gücü vardır seslerin."

"İnsan aşıkken başkalarının kayıtsızlığı çok gücüne gider."

“Zaman direklere çarpar. Kalakalırız. Duygudan yoksunuzdur, insanın gövdesini ayakta tutan, artık alışkanlıkların iskeletidir. O da bomboştur zaten.” 

"Sanki biri beynindeki perdeleri açmış, kepenkleri kaldırmış, kılını bile kıpırdatmadan keyfince dolaşabileceği sokaklar sermişti önüne."

"İnsan hayatının yarısı uydurmakla geçer. İşin tuhafı, bunu kimseyle paylaşamaz."

"Hayat, aksamak bilmeyen bir yüreğin atışıyla sokaklara doluyordu."

“Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır."

"Yalnız, tek başına kalma isteği, iç rahatlığına kavuşma isteği, bu çirkin, bu zayıf, bu donuk, bu zavallı cücelerin, bu kadınlarla erkeklerin ötesindeki bir şeye duyulan istek."

"Ama yine de sıcaktı güneş. İnsan yine de güçlükleri alt edebiliyordu. Yine de günler bağlanıyordu birbirine..."

"Bu aşırı duygululuk yemişti başını."

"Demek dünyadaydı suç - yani duygularını yitirişinin suçu."

“Zamanla şu kanıya varmıştı ki, söylenmeye değer tek şey duygulardı, içten gelenlerdi. Zeka saçmaydı. İnsan içinden geleni söylemeliydi yalnızca.

"Bir tökezleyecek olsa insan yaratılışı peşini bırakmaz artık."

“Hepimiz birer mahkum değil miydik? Geçenlerde çok iyi bir oyun okumuştu, oyundaki adam hücresinin duvarına bir şeyler çiziyordu, hayat da böyleydi işte. Boyuna duvara bir şeyler çiziyorduk.”

"Neden insanlar geniş görüşlü ve yalın olamıyorlar?"

Virginia Woolf - Mrs.Dalloway (İletişim Yayınevi - Çeviri: Tomris Uyar)

Perşembe, Ocak 19, 2012

Kendine Ait Bir Oda

 "Yoksa öfke, gücün o bildik refakatçi cinlerinden miydi?"

"Sekiz çocuk doğurmuş bir kadın dünyanın gözünde yüz bin pound kazanmış bir avukattan daha mı değersizdi?"

"Evlilik, özellikle şövalye niteliklerine sahip yüksek sınıflarda, kişisel bir beğeni olayı değil, ailesel bir açgözlülük meselesiydi."

"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek yaşamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük yaşamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır. Tarih kadından hemen hemen hiç söz etmez."

"Kadının eleştirisi karşısında duydukları tedirginliği ve bir kadının herhangi bir eleştiriyi, bir kitabın kötü, bir resmin yetersiz olduğunu ya da başka bir şeyi, aynı eleştiriyi getiren bir erkekten çok daha fazla acı vermeksizin söylemesinin olanaksızlığını da açıklar. Çünkü kadınlar gerçeği söylemeye başlarsa erkeğin aynadaki görüntüsü küçülmeye başlar; yaşam karşısındaki uyumsuzluğu yok olur. Aynadaki görüntü son derece önemlidir, çünkü canlılığı pekiştirir. Bunu elinden aldığımızda erkek, kokaini elinden alınan bir uyuşturucu bağımlısı gibi ölüp gidebilir."

"İmzasız birçok yapıtın ardında bir kadının gizlendiğini varsayacak kadar ileri gidebilirim."

"Her şey, dahiyane bir yapıtın bir bütün olarak ve hiç örselenmeden yazarın usundan çıkabilme olasılığına karşıdır. Genelde maddi koşullar buna karşıdır...Üstüne üstlük tüm bu güçlükleri belirginleştirip katlanılmasını daha da güçleştiren, dünyanın o meşum vurdumduymazlığı vardır. Maddi güçlükleri aşmak olanaksızdı; ama daha kötüsü, maddi olmayanlardı. Keats ve Flaubert ile öbür erkeklerin güçlükle katlandıkları dünyanın aldırmazlığı, kadınların durumunda aldırmazlık değil, düşmanlıktı. Dünya erkeğe dediği gibi kadına da istersen yaz, beni hiç ilgilendirmiyor, demiyordu. Dünya kaba bir kahkahayla, yazmak mı diyordu. Yazmak senin neyine? Her zaman karşısında başkaldırılacak, üstesinden gelinecek, bunu yapamazsın, onu beceremezsin diyen o iddia vardı."

"Kendileri için söylenenlere en çok aldıranlar, tam tersine deha sahibi kadınlar ve erkeklerdir... Yazın, başkalarının düşüncelerine mantığın ötesinde aldırmış kimselerin enkazlarıyla kaplıdır."

"Başyapıtlar, tek ve her şeyden ayrı olarak doğmazlar; yılların ortak düşüncesinin ürünüdürler."

"Her durumda roman, insanın iç gözünde belli bir biçimin izlerini bırakan bir yapıdır."

"Kabaca dile getirilecek olursa, 'önemli' olan futbol ve spordur; modaya taşınmak, giysiler satın almak 'önemsiz'dir. Ve bu değer ölçütleri kaçınılmaz biçimde yaşamdan yazına aktarılırlar. Eleştirmen, 'bu önemli bir kitap' diye düşünür çünkü savaşı ele almaktadır. 'Bu önemsiz bir kitap' diye düşünür, çünkü oturma odasındaki kadınların duygularını ele alıyor. Değer ölçütlerinin farklılığı, daha incelmiş biçimlerde her yerde varlığını sürdürür."

"Kitaplıklarınızı istediğiniz kadar kapatıp kilitleyin; ama benim aklımın özgürlüğüne vurabileceğiniz hiçbir kilit, hiçbir kapı, hiçbir sürgü yoktur..."

"Bir kitap art arda dizilen cümlelerden değil, bir benzetme yapmak gerekirse, kemerlere, kubbelere dönüştürülmüş cümlelerden meydana gelir."

"Kadınlar erkekler gibi yazıp erkeklere benzerlerse, çok yazık olur; çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesi ile nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine farklılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?"

"İki cinsin birbirine kışkırtılması; üstünlük iddialarının ve zayıflığın bir tarafın üstüne yıkılması, insanlığın taraflara bölünmüş olduğu ve bir tarafın öbürünü yenmesi gerektiği gibi konular, kürsüye çıkıp başöğretmenin elinden süslü püslü bir kupa almanın çok önemli olduğu ortaokul aşamasına aittir."

Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda (İletişim Yayınevi, Çeviren: Suğra Öncü)

Çarşamba, Ocak 11, 2012

Dalgalar


"Birbirimizde eriyoruz tümcelerle. Sisle çevriliyoruz. Hayali bir ülke yaratıyoruz."

"Güvercin havayı dövüyor tahtadan kanatlarıyla."

"Dünya bir bütün, ben dışındayım."

"Uykunun kara tüylerine batıyorum; kalın kanatları gözlerime çöküyor."

"Bu koca topluluk, çekip aldı benliğimi elimden."

"Hayallerle sıcaklaştırılmamış sözcükleri, kaldırım taşları gibi soğuk soğuk çarpıyor kafama."

"Bu mavi hep böyle kalabilseydi; bu açıklık hep böyle durabilseydi; bu an hep böyle kalabilseydi..."

"Yüreğim demir atmış, yüreğim yüzüyor, tıpkı yelkenleri usulca beyaz güvertesine düşen yelkenli gibi."

"Büzülmüş kanatlarıyla uçamayan pervaneler gibi topal günlerdi onlar."

"Kaplanın sıçrayışları denli ansızın, aralıklı sarsıntılarla hayat, kara sorgucunu denizden yükselterek ortaya çıkıyor."

"Bu saçma sapan, beş para etmez, kendinden hoşnut dünyanın, bu at kılından kanepelerin, bu rıhtımları ve geçit törenlerini gösteren renkli resimlerin pisliğini söyleyeyim. Bu kibirli kendinden hoşnutluğa, bu saat zincirlerinde asılı mercan süslerle at satıcıları üreten dünyanın bayağılığına bütün gücümle haykırabilirdim."

"Gerçek benliğim, varsaydığım benliğimle ilişkisini kesiyor."

"Yüreğim kaburgalarımı dövüyor."

"Dostlarımızın kendi gereksinimlerini karşılamak için bizi ele aldıkları gibi basit değiliz. Yine de sevgi yalındır."

"İnsanlar geliyorlar. Kabalıklarını, ilgisizliklerini örtmek için ölgün gülümseyişler fırlatarak beni kıskıvrak yakalıyorlar."

"Özü kesin olanlar, tam olarak yalnızlıklarında var oluyorlar. Işıklandırılmaya, çoğaltılmaya kızıyorlar."

"Sürekli geliyor yabancılar, bir daha hiç görmeyeceğimiz kişiler, teklifsizlikleriyle, ilgisizlikleriyle, bizsiz süregiden dünya anlayışlarıyla istemimiz dışında bizi süpürüp geçen kişiler."

"Rüzgarın nefesi, soluk alan kaplanı andırıyordu."

"Üfleyen biri olmamasına karşın, yaprak, çalılar arasında dans etti."

"Güneşten kızmış köşede, taç yaprakları yüzdü yeşilin derinliklerinde."

"Üzerime sıçrayan duygu sarsıntısından korkuyorum; çünkü, başa çıkamıyorum onunla, sizin yaptığınız gibi bir anı, sonrakinin içinde eritemiyorum ve ben anlık sıçramanın sarsıntısıyla düşersem siz benim üzerime basacaksınız, beni paramparça ederek."

"Hepsinin üzerinde, insan çabasının işe yaramazlığı kuluçkaya yatmış."

"Gözleri, öylesine çabuk çabuk kımıldadıkları için hiç kımıldamamış gibi görünen pervane kanatlarına benziyor."

"Arayış yollarından, gençliğin belirsizliklerinden, göz kamaşmalarından çıkmış, dümdüz önümüze bakıyoruz. Farklılıklarımız keskin güneş ışığı altında kayaların gölgeleri denli kesin belirlenmiş."

"Çevremde, ilgisizliğin geniş boşluğu yayılıyor."

"Ormanlar, yeryüzünün öteki yakasındaki uzak ülkeler."

"Bitkin bulutlar, cilalı balinalar gibi karanlık gökyüzünde geziniyor."

"Aşçı yamaklarının dağıttığı çorba kaseleri gibi yüzler, bayağı, açgözlü, gelişigüzel yüzler; sarkık paketlerle vitrinlere bakan; göz süzen, silip süpürdüğü her şeyi yakıp yıkarak sevgimizi bile bozulmuş, şimdi onların pis parmaklarıyla dokunulmuş bırakan yüzler."

"Özlemini duyduğum gerçekten yapılma güzelliğin kanadı altına sığınabileceğim sessizlik köşkleri."

"Bilincin daracık, karanlık yollarını izlemek, geçmişe girmek, kitaplara konuk gitmek, itip açmak dallarını, bir meyve koparmak."

"Yeryüzünün pisliğine, bozulmuşluğuna karşı çıkmalıyız; dönen, girdaplar oluşturan, kusulmuş, ezen kalabalığına."

"İnsanlar, nasıl da nefret ettim sizden! Nasıl da dirsek vurdunuz, nasıl da önümü kestiniz, yer altı treninde karşılıklı oturup birbirinize gözlerinizi diktiğinizde nasıl da pistiniz!"

"Hep geceyi uzatmak, onu hayallerle daha doldurmak istedim."

"Dinle, ezen ayaklar arasında şakıyan bülbülü, zaferleri, göçleri."

"Yalın davranış biçiminin yüce ama kendini öne çıkarmayan güzelliği..."

"Hayat bir düş elbette. Yalımımız, yalnızca birkaç gözde oynaşan o bataklık buharı, az sonra savrulacak, sönecek her şey."

"Yanmış kağıttaki kıvılcımlar gibi dışarı çıktık, karanlık kükredi."

"Varlık, halkalar geliştirir; ağaç gibi. Ağaç gibi yapraklar dökülür."

"Hayat kusurlu, bitmemiş bir söz dizisi."

"Şükürler olsun yalnızlığa, ki gözün baskısını kaldırdı, bedenin yakarışlarını, tüm yalanlar ve söz dizileri gereksinimini kaldırdı."

"Nasıl da kat kat iyi sessizlik. Kazığın üzerinde kanatlarını açan yapayalnız deniz kuşu gibi kendi kendime oturmak nasıl da kat kat iyi."

Virginia Woolf - Dalgalar (İletişim Yayınları, Çeviren: Oya Dalgıç)

Pazar, Aralık 18, 2011

Gurur ve Önyargı (Aşk ve Gurur)



"Gurur ve kibir farklı şeyler, ama sık sık aynı anlamda kullanılıyorlar. İnsan kibirli olmadan gururlu olabilir. Gurur daha çok kendimizle ilgili görüşümüze bağlıdır, kibir ise bizim hakkımızda başkalarına ne düşündürtmek istediğimize."

"Kadınların hayal gücü çok hızlı; bir anda beğeniden aşka, aşktan evliliğe sıçrıyor."

"Hiçbir şey, alçakgönüllü bir görünümden daha yanıltıcı olamaz."

"Okumak kadar tatlı bir şey yok! Başka her şey insanı kitaptan daha çabuk yoruyor!"

"Doğal bir kusurun üstesinden en iyi eğitim bile gelemez."


Jane Austen - Gurur ve Önyargı


Perşembe, Aralık 15, 2011

Delikanlı


 "Her zaman yalan söyledikleri için bunu yapmak onlara kolay gelir; bense yalnız gerçeği yazmak istiyorum, işte zor olan da bu ya!"

"Kuvvetli bir insana bazen kendi kuvvetini taşımak çok zor gelir."

"Kimbilir insanların seni aşağılaması belki daha iyidir. Böylelikle hiç olmazsa kendilerini sevmek zahmetinden kurtarıyorlar."

"En basit, en alçak düşünceleri anlatmak, her şeyden zordur."

"Yeryüzündeki bütün dinler, bütün ahlaklar tek bir şey üzerinde toplanır: Erdemi severek kusursuz olmaya çalışmak. İnsanın aklına; bundan basit ne olabilir, diye bir düşünce gelir. Öyleyse haydi bakalım, erdemli bir şey yapın, kusurlarınızdan hiç olmazsa bir tanesinden kaçının bir kere. Deneyin ha! İşte bu da böyle!"

"Medenileştikçe medeniyete lanet ederiz ama bunun farkında olmayız."

"Başarılı olmayı hedefleyen bir kimsenin, başına gelecek zararları ve yıkımları da göze alması gerekir. Bu da, sağlam bir kişiliğe sahip insanlarda bulunabilir ancak."

"Para, bir hiçliği bile var gösteren biricik güçtür."

"İçten davrandığın halde, yine de gösteriş yaptığın olur."

"Burnunun ucundan ötesini göremeyen gerçekçilik, en çılgın hayallerden daha korkunç olur."

"İyi oldukları zaman bile tiksinmesini bil, çünkü en çok böyle zamanlarda kötü olurlar."

"İnsanlığa karşı sevgiyi de, ancak kendi ruhunda yarattığın o insanlığa karşı duyduğun sevgi olarak kabul etmek gerekir."

"Sadelik gerçekte en büyük kurnazlıktır."

"Bazı insanlar gülüşleriyle kendilerini büsbütün ele verirler, siz de onun bütün iç yüzünü bir anda anlayıverirsiniz. Hatta hiç şüphe yok ki zeki bir gülüş bazen iğrenç olur, iyi görebilmek için her şeyden önce içten olmak gerekir."

"Gülüş, ruhun hiç şaşmayan aynasıdır. Yalnız çocuklar kusursuz bir gülüşle gülmesini bilirler."

"İnsanın aklı çoğaldıkça, can sıkıntısı da artar."

"İnsanlarda ruh güzelliği yok, olmasını da istemiyorlar, hepsi mahvolmuşlar, ancak herkes kendi mahvulmuşluğuyla övünüyor, biricik gerçeğe başvurmayı da akıl etmiyorlar."

"Bu dünyada zaten ne var? Yalnız hayalden başka ne var?"


Fyodor Dostoyevski - Delikanlı






Cumartesi, Mayıs 28, 2011

İlahi Komedya


"Yaşam yolumuzun ortasında karanlık bir ormanda buldum kendimi, çünkü doğru yol yitmişti."

"Benden önce her şey sonsuzdu; sonsuza dek süreceğim bende...
İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu."

"Korku, insanı kimi zaman öyle ezer ki her türlü soylu girişimden vazgeçirir. Tıpkı yanıltıcı bir görüşün, hayvanı huylandırıp şahlandırması gibi."

"Sefalet zamanlarında mutlu anları hatırlamaktan daha acı bir şey yoktur."

"Gurur, hırs ve kıskançlık, kalpleri tutuşturan üç alevdir."

"Ruh, maddenin ağırlığı altında çökmezse, her mücadeleden zaferle çıkar."

"Bu yüzden yitiğiz biz, başka bir suçtan değil, tek cezamız umutsuz bir özlemle birlikte yaşamamız."

"Öyle şehvet düşkünüydü ki, yasal kılmıştı zevk alınan her şeyi örtmek için kendi ayıbını."

"Hile insana özgü bir kusurdur."

"Kuşku insana keyif veriyor, tıpkı bilgi gibi."

Dante Alighieri - İlahi Komedya

Cuma, Mayıs 27, 2011

Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı

"Değişim vaat eden bir ittifak tarafından değişmesi engellenen önüne set çekilen kuşak. Bir okyanusun dibindeydik sanki. Hiç ışık yoktu ve koskoca okyanus üzerine abanıyordu. Ama çoğunluk buna öyle alışmıştı ki, normal sayıyordu; yukarıda bir dünya olduğunu bile unutmuştuk." (s.81)

"Bana kalırsa uğursuzluk, lanet gibi şeyler yok. Bana kalırsa sadece hayat var. O da yetiyor zaten." (s.208)

Kitaba ilişkin

Junot Diaz - Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı (The Brief Wondrous Life of Oscar Wao) - Everest Yayınları

Perşembe, Mayıs 26, 2011

Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana

"Ne zamandan beri iyi olmanın mutlu olmak anlamına geldiğini düşünüyorsun?" (s.152)

"İyi olmak korkutucu bir iştir. İnsanlar onu gerer ve bazen ikiye bölerler." (s.152)

"Ölüm başka her şeyi üzücü kılar. Ama ölümün kendisi sadece korkutur. Eğer ölüm olmasaydı, kalan her şey lekelenmezdi." (s.155)

"Ruhunun buz kesip düştüğünü ve içinde beyaz jölelerin titrediğini hissetti." (s.185)

"Bütün kitaplar, oraya tünemiş, yüzlerce yıllık, derileri soyuluyor, birbirlerinin üzerine on milyon akbaba gibi yaslanıyorlar. Karanlık raflar arasında yürü ve bütün altın kitap başlıkları gözlerini sana doğru parlatsınlar." (s.210)

"Kötünün ne olduğunu bilmeden iyi olamayız." (s.222)

"Sana boş vaatlerde bulunurlar, sen boynunu uzatırsın ve -bam!" (s.222)

"Ölüm var olan bir şey değil. Hiçbir zaman var olmadı, hiçbir zaman var olmayacak. Ama onu belirlemek, anlamak için o kadar uzun yıllar resmini çizdik ki, onu bir varlık, tuhaf bir şekilde canlı ve hırslı olarak algılamaya çalıştık. O ise, her nasılsa durmuş bir saat, bir kayıp, bir son, bir karanlık. Hiç." (s.228)

Ray Bradbury - Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana (Something Wicked This Way Comes) -İthaki Yayınları

Cuma, Nisan 29, 2011

Kitap Hırsızı

"İlk önce renkler. Daha sonra insanlar. İnsanlar genellikle bir günün renklerini sadece gün başlarken ve sona ererken fark ediyorlar, ama benim için günün her anı, her dakikası değişen, içiçe geçen yığınla farklı renk tonu içeriyor. Tek bir saat bile binlerce değişik renkten oluşabilir. Mumsu sarılar, bulutsu maviler. Kasvetli karanlıklar." (s.3-4)

"Çocuklar, çoğu zaman hantal sersemlikteki yetişkinlerden çok daha kurnaz olabiliyor." (s.31)

"Sözcüklerini avucunda biriktirip, iyice yoğurduktan sonra masanın üzerinden fırlatır gibi konuştu." (s.32)

"Sessizlik, kopmak için yakaran bir lastik gibi uzadı. Kız kopardı. "(s.129)

"Her yerde kitaplar! Bütün duvarlar oldukça kalabalık ancak mükemmel sıralanmış raflarla giydirilmişti. Duvarın boyasını görmek neredeyse mümkün değildi. Siyah, kırmızı, gri, her renkten kitabın sırtında değişik renkte ve boyada yazılar vardı. Liesel Meminger'in hayatında gördüğü en güzel şeylerden biriydi.
Hayretle gülümsedi.
Böyle bir oda nasıl olabilirdi! (...)

Gitgide oda küçüldü, ta ki, kitap hırsızı birkaç adımla uzanıp raflara dokunana dek. Tırnaklarının kitapların sırtına değip geçerken çıkarttığı tıkırtı sesini dinleyerek elinin tersini ilk raflarda gezdirdi. Çıkan ses bir çalgı sesi gibiydi ya da koşan ayakların notaları gibi. Peşpeşe raflar boyunca ellerini yarıştırdı. Ve kahkahalar attı. (...)
Kaç kitaba dokunmuştu? Kaç kitabı hissetmişti?
Raflara doğru ilerleyip bu kez daha yavaşça ve elinin içiyle tekrar kitaplara dokundu; avuçlarının içinde her kitabın sırtının oluşturduğu engebeyi hissediyordu. Işıklı bir hüzmeden yayılan parlak hüzmeler gibi büyülü bir histi, kusursuz bir güzellik karşısında duyulan his gibi. Birçok kez neredeyse yerinden çekip çıkaracaktı kitaplardan birini ama düzeni bozmak istemedi. Fazla mükemmeldiler." (s.129-130)


"Çevirdikçe, sayfalar yazılmış hikayenin yükü gibi gürültü çıkardılar." (s.233)

"Hiçbir insanın benimki gibi bir yüreği yoktur. İnsan yüreği bir çizgidir, oysa benimki bir daire ve doğru anda, doğru yerde olabilmek gibi sonsuz bir yeteneğim var. Bunun sonucu olarak insanları hep en iyi ve en kötü anlarında yakalayabiliyorum. Onların hem çirkinliklerini hem de güzelliklerini görüyorum; aklıma takılıyor, ikisini birden nasıl barındırabiliyorlar? Yine de kıskandığım bir yanları var. İnsanlar hiç değilse ölecek kadar sağduyulular (Ölüm) (s.480)

"Sözcüklerden nefret ettim ve onları çok sevdim, umarım onları doğru kullanmışımdır." (s.515)

Markus Zusak - Kitap Hırsızı (Book Thief) (Encore Yayınları)

Kitap Hırsızı üzerine

Çarşamba, Mart 23, 2011

Parkta (Marguerite Duras)

"İnsanın yaşamını güzelleştirebilecek durumda olması ve bunu reddetmesi gerçekten garip." (s.29)

"İnsan daha başlamadığını sanır, oysa başlamıştır. Hiçbir şey yapmadığını sanır, oysa yapmaktadır. Bir amaca doğru yürüdüğünüzü sanırsınız, bir de dönüp bakarsınız ki, amaç ardınızda kalmış." (s.33)

"İnsanı bütün gün acıya boğan işe, meslek mi denir?" (s.37)

"İnsanlar konuşma ihtiyacı duydular mı, hemen göze çarpar bu, ve ne gariptir, genellikle, hiç de iyi karşılanmaz bu ihtiyaç. Yalnız parklarda garipsenmez." (s.40)

"Ne kadar karartırsanız karartın, gündüzün tehlikeleri sızar içeri." (s.44)

"Yaşamımı dolduran büyün o ufak tefek sorunlar, sanki o güne dek yalnız, hayalimde varmışlar gibi, bir anda eriyip gitmişti. Uzak bir geçmiş gibi hatırlıyordum onları ve hatırladıkça gülüyordum." (s.58)

"Herkesin sahip olduğu şeyleri kendiniz için, yalnız kendiniz için de isterken ruhunuzu kaplayan bezginliği yenmek çok güçtür." (s.59)

"Mutlu olmak, gölgeden kaçıp güneşi arayışımız gibi." (s.64)

"Hayal kurmayı unutmuş insanların o toprağa dönük, yorgun bakışı..." (s.65)

"İnsanlar aslında mutluluğa dayanamıyorlar. Mutlu olmak istiyorlar tabii, ama bunu elde eder etmez, birtakım yersiz düşlerle kendilerini yiyip bitiriyorlar... İnsanlar mutluluğa mı dayanamıyorlar, yoksa onu yanlış mı tanıyorlar, ya da kendileri için neyin gerekli olduğunun mu farkında değiller, mutluluğu kullanmayı mı beceremiyorlar, yoksa öteye beriye çekiştirmekten yorgun mu düşüyorlar, bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, habire ondan söz ediyorlar, böyle bir sözcük ortada ve herhalde boşuna icat edilmedi." (s.66)

"Bütün koşullar sağlanıp işler iyi gitmeye başladı mı, insanla bunu bozmak için ellerinden geleni yaparlar. Acı bulurlar mutluluğu." (s.67)

"Nerede olursam olayım, vaktimi yitiriyormuşum gibi bir duyguya kapılmaktan korkuyorum." (s.85)

"Bazı insanlar yaşamaktan öyle büyük bir zevk alırlar ki, umut beslemeseler de olur." (s.89)

Marguerite Duras - Parkta (Yankı Yayınları)

Salı, Mart 15, 2011

Franny & Zooey

"Üniversitenin de, dünya yüzünde hazine filan biriktirmek için kurulmuş, her şeyi önceden belli, boş ve anlamsız yerlerden biri olduğu fikrine taktım kafayı... Hazine dediğin, para olmuş, mal mülk olmuş, hatta kültür ya da düpedüz bilgi olmuş, ne fark eder ki? Bütün bunlar, ambalajını açarsan eğer, tamamen aynı şeymiş gibi gelmeye başladı bana." (s.112)

"Dünyada hoş şeyler de var. Hakkaten hoş şeyler yani. Hepsini birden ıskalayacak kadar da salağız biz. Olup biten her şeyi hemen o sefil küçük egolarımıza gönderiyoruz." (s.116)

"Kendi arzu ve özlemlerinin sonuçlarını bir yana bırakarak çekip gidemezsin..." (s.119)

"Bir sanatçının tek kaygısı, bir tür mükemmelliyete ulaşmaktır ve bunu da kendi dikte ettiği koşullarda yapar, başka hiç kimsenin değil." (s.150)

J.D. Salinger - Franny & Zooey (Yapı Kredi Yayınları)

Gönülçelen

"Bir kitapta en hoşuma giden şey, en azından, arada bir gülünç şeyler olmasıdır." (s.23)

"Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir." (s.23)

"Bu anneler böyledir zaten; tüm duymak istedikleri, oğullarının ne bitirim bir herif olduğudur." (s.59)

"Yan masadakiler yerlerinden kalkmasalar -kalkmazlardı da, namussuzlar- yerinize geçip oturamayacağınız o küçücük masalardandı." (s.85)

"Böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan 'Tanıştığıma memnun oldum' demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız."(s.87)

"Moralim öyle bozuktu ki, düşünemiyordum bile. Asıl derdim de bu benim. Moraliniz çok bozuksa, düşünemiyorsunuz bile." (s.91)

"Ömrünüzde bu kadar çok sahtekarı bir arada göremezdiniz, herkes çılgınlar gibi sigara içiyor, çevredekiler ne akıllı olduğunu anlasın diye bağıra bağıra oyun hakkında konuşuyordu." (s.123)

"Hayatta duyabileceğiniz en sahtekarca konuşmaydı. Ellerinden geldiği kadar çabuk bir yer adı düşünüyorlar, sonra o yerde oturan ve tanıdıkları birinin adını söylüyorlardı." (s.124)

"Tek yapacağın, derslerine çalışmak. Böylece bir gün kendine lanet bir Cadillac alacak parayı kazanmayı öğreneceksin." (s.127)

"Birinin moralini bozmak için ille de kötü bir herif olmak gerekmez ki; iyi bir herif olup, yine de moral bozucu olabilirsin." (s.161)

"En azından, beni dinliyordu. Biri sizi en azından dinliyorsa, durum o kadar da kötü sayılmaz." (s.164)

"Benim sorunum da bu işte; biri konuşurken konuyu dağıtırsa bu çok hoşuma gidiyor. Bana daha ilginç geliyor." (s.174)

"Başına bela sarıp düşmeye başlayan birine dibe vardığını anlama şansı verilmez. Düşer, düşer, düşer ama düştüğünü anlayamaz. Tüm düzen, hayatlarının şu ya da bu döneminde çevrelerinin onlara veremediği şeyleri arayan insanlar için kurulmuştur. Veya çevrelerinin onlara sağlayamadığını sandıkları şeyleri arayan insanlar için. Onlar da, aramaktan vazgeçerler." (s.178)

"Birisi arkamdan, 'İyi şanslar!' diye bağırdığında çok kızıyorum. Çok moral bozucu bir şey bu." (s.191)

"Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu." (s.192)


J.D. Salinger - Gönülçelen ya da Çavdar Tarlasında Çocuklar (The Catcher In The Rye) - Yapı Kredi Yayınları

Pazartesi, Mart 07, 2011

Şampiyonların Kahvaltısı


"Birçok vatandaş o kadar hiçe sayılıyor, aldatılıyor ve aşağılanıyor ki, yanlış ülkede, hatta yanlış gezegende yaşıyor olabileceklerini, korkunç bir hataya kurban gittiklerini düşünüyorlardı." (s.20)

"Tek bir düşüncenin bile, insanlığı kolera ya da veba kadar kolay yıkabileceğini bilmiyordu." (s.37)

"Dünyalılar kendileri yerine, biraz düşünsün diye bilgisayarları icat ettikleri zaman bile, onları bilgelikten çok dostluk için tasarladılar. Ve böylece belalarını buldular." (s.38)

"Gezegenin dört bir yanında, insanlarca yapılıp tapınılan büyük böceklerin kabukları vardı. Onlar otomobillerdi. Her şeyi öldürmüşlerdi." (s.39)

"Yaşamın ciddi olup olmadığını anlayana dek bunu ben de bilemeyeceğim. Onun tehlikeli olduğunu ve insanın canını çok yakabildiğini biliyorum. Ama bu illaki ciddi de olduğu manasına gelmiyor." (s.89)

"Bir politikacıyı diğerinden ayırt edemezdi. Ona göre bütün politikacılar olmadık yerlerde olmadık şaklabanlıklar yapan şempanzelerdi." (s.90)

"İnsan daha iyi bir evrenin başlangıcıydı belki de." (s.167)

Kurt Vonnegut - Şampiyonların Kahvaltısı

Cuma, Şubat 25, 2011

Karamazov Kardeşler

"İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına yakın zamandır."

"Anlamından çok hayatı sevmeli... Anlam ancak o zaman anlaşılır hale gelir."

"İşin garip, şaşmaya değer yanı, Tanrının gerçekten var olması değil, böyle bir fikrin, Tanrı ihtiyacı fikrinin, insan gibi vahşi, zararlı yaratığın kafasında yer edebilmesi... Bu derece kutsal, duygulandırıcı, yüksek ve insana onur veren bir düşüncedir bu."

"Diyelim ki, derin bir acım var, karşımdakinin acımın ölçüsünü tam olarak öğrenmesi olanaksızdır. Çünkü o hiçbir zaman benliğime gitmez, sadece bir başkası olarak kalır."

"Zaman zaman insanın acımasızlığı 'vahşi' sözcüğüyle ifade edilir ama bu, vahşi hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık ve hakarettir. Vahşi hayvan hiçbir zaman ustalık ve zevk almak bakımından bir insan kadar acımasız olamaz."

"Demek ki, suçlu olan insanların kendileri; onlara cennet verildiği halde, özgürlük istemişler, mutsuz olacaklarını bildikleri halde gökten ateş çalmışlar."

"Ben, eden bulur karşılığı peşindeyim, bulamazsam kendimi yok etmem lazım. Hem bu karşılık ileride, sonsuzlukta değil, hemen burada, yeryüzünde olmalı; bunu gözlerimle görmeliyim."

"Başıboş kalınca hemen tapınacağı bir Tanrı bulmak insanın en büyük kaygısıdır. Bu zavallı yaratıkların tasası yalnız senin benim için tapınacağımız bir varlık bulmak değil, herkesin ve ille 'hep birlikte' imanla baş tacı edecekleri birini bulmaktır. İşte bu ortaklaşa tapınma ihtiyacı hem tek tek, hem toplu olarak bütün insanların ta ilk yüzyıllardan beri başlıca ıstırap konusu olmuştur. Toplu tapınma yüzünden birbirlerinin kanına girerlerdi. Kendilerine birtakım tanrılar icat ederler, birbirlerine, 'Tanrılarınızdan vazgeçin, bizimkileri kabul edin: yoksa sizi de, Tanrılarınızı da yok ederiz!' derlerdi. Bu, kıyamete kadar böyle sürüp gidecektir."

"Ne için yaşadığını kesin olarak bilmeden insan yaşamayı kabul etmez, hatta dünya nimetlerine boğulsa bile kendini yok etme yoluna gider."

"İnsan için vicdan özgürlüğü kadar çekici, ama o kadar da azap verici şey yoktur."

"Daha az değer verseydin, istekleri de daha az olurdu."

"Tanrıma isyan ettiğim yok. Sadece, dünyasını kabul etmiyorum."

"Bazı insanların düşmanlığı, dostluklarından daha yararlı oluyor."

"Yazık ki, gerçekler çoğu zaman ince bir zeka ürünü değildir."

"Falanca filancanın işlediği suçun değil, fakat bütün bunları kanıksamış olmamızın korkusunu duymak zorundayız."

Fyodor Dostoyevski - Karamazov Kardeşler

Cuma, Ocak 14, 2011

Aylak Adam

"Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Ama 5-10 dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzlü, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar." (s.18)

"Siz anlanamaz, sen anlanır. Bazı kitaplarda sizi seviyorum'u okuyunca gülerim. Sanki siz sevilebilirmiş! Sen sevilir, değil mi?" (s.63)

"Belki de insanlar kendi kendilerini düşünmek, hayaller kurmak için yeteri kadar yalnız kalamadıklarından anlayışsız oluyorlardı." (s.109)

"İnsanlar haksızken daha çok bağırır." (s.137)

"İki insan ayrılırken birbirlerinde bir şeyler bırakıyorlardı." (s.142)

"Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı." (s.156)

Yusuf Atılgan - Aylak Adam (Yapı Kredi Yayınları)

Cuma, Aralık 31, 2010

Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

"Sana bir şey sorabilir miyim, dedi. Tekrar ona döndüm ve 'Sana bir şey sorabilir miyim?' demek zaten bana bir şey sormaktır dedim." (s.17)

"O gece yatakta, New York'taki her yastığın altından geçecek ve bir gölete bağlanacak bir boru sistemi icat ettim. İnsanlar gece yataklarında ağladıklarında gözyaşları aynı yerde toplanacak ve sabahleyin hava durumu Gözyaşı Göleti'ndeki seviyenin yükseldiğini ve alçaldığını bildirecek ve böylece New York'un ağır botlar giyip giymediğini bilecektiniz." (s.54)

"Hiçbir şey hem gerçek hem güzel değildir." (s.60)

"Kızaran, gülen, dine inanan, savaş açan ve dudaklarıyla öpüşen tek hayvan insandır. Yani, bir bakıma, ne kadar çok dudaktan öpüşürsen o kadar çok insansın demektir. Ya daha çok savaş açarsan?" (s.118)

"Bazen yaşamadığım tüm yaşamların ağırlığını kemiklerimde duyuyorum." (s.134)

"İçim peşimden gitmişti ve kabuğumla kalakalmıştım." (s.135)

"Hayatına bir sürü insan girer ve çıkar! Binlercesi! Girebilsinler diye kapıyı açık tutman gereklidir! Ama bu aynı zamanda gitmelerine izin vermek de demektir!" (s.176)

"Dünya korkunç değil ama korkunç insanlarla dolu!" (s.178)

"Dünya büyük bir yer. Ama bir evin içi de büyüktür. Kafamın içi de!" (s.186)

"Yaşamak zorunda olmamız fenaydı ama tek hayat yaşamak zorunda olmamızdı asıl trajedi çünkü iki hayat yaşayabilseydim birini onunla geçirirdim." (s.209)

"Hayatımı daha az duygulanmayı öğrenmeye harcadım. Her gün daha az duygulandım. Büyümek midir bu? Yoksa daha beter bir şey mi?" (s.205)

Jonathan Safran Foer - Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın (Siren Yayınları)

Perşembe, Aralık 30, 2010

Metroland

"Sanat, yaşamdaki en önemli şeydi, kendinizi bütün ruhunuzla adayabileceğiniz ve karşılığında sizi ödüllendirmekten hiçbir zaman geri kalmayacak olan bir değişmezdi. Daha da önemlisi, ona maruz kalanlar üzerindeki etkisi iyileştirici olan bir şeydi." (s.33)

"Yaşam sonunda oldukça eğlenceli bir taksi gezisiydi bedelinin ödenmesi gereken; çalınan son düdük olmaksızın anlamsız gözükecek bir maçtı yaşam; bir kez olgunlaşınca, işlevini yerine getiren ve zorunlu olarak ağaçtan düşmesi gereken bir meyveydi yaşam." (s.63)

"İlk kuşkuları ortadan kaldırmakta argo gibisi yoktur." (s.102)

"Bazı kişiler aslolanın yaşam olduğunu söylüyorlar ama ben okumayı yeğlerim." (s.148)

"Şiirin hiçbir şeyi var etmemesinin nedeni, şu ihtiyar kodamanların buna izin vermemeleridir." (s.170)

"Yeni bir yetişkin tanımı: İnsanın boyun eğdiği zaman süresi." (s.193)

Julian Barnes - Metroland (Ayrıntı Yayınları)

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Abanoz Kule

"Kimileyin bir altın madenine burun kıvırıyorsun, kimileyin de hiç değmeyen birine ruhunu ve bedenini veriyorsun." (s.102)

"Yeni insanları tanımak bana zor geliyor. Bir sürü düğüm çözmek zorundasın." (s.103)

"Tüm riskleri yok eden, tüm mücadeleden kaçan insan, yapay bir insan haline geliyordu." (s.119)

"Oldum olası havaalanlarından nefret ederdi; havaalanlarının gayri şahsiliğinden, sürü halinde gidiş gelişlerden, isimsiz geçitlerden, güvensizlik hissinden." (s.124)

"İnsanoğlunun en korkunç mahrumiyetinin sancısını duydu; sahiplenememenin değil, bilginin mahrumiyeti." (s.124)

"Kendi hatalarımı başkalarının erdemlerinden daha ilginç bulmuşumdur her zaman." (s.162)

John Fowles - Abanoz Kule (Ayrıntı Yayınları)

Salı, Aralık 07, 2010

Büyücü


"Ölümü göze alma arzusu son büyük sapkınlığımız. Karanlıktan gelip karanlığa gidiyoruz. Niye karanlıkta yaşayalım ki?" (s.129)

"Toplumun şansı kontrol altına almak için kullandığı yollardan biri de-kölelerinin seçme özgürlüğünü önlemek adına-geçmişin şimdiden daha asil olduğunu söylemektir." (s.130)

"İnsan zihni, evrenin kendisinden çok daha fazla evrendir." (s.134)

"İnsan soyu önemsizdir. İhanet edilmemesi gereken insanın kendisidir." (s.135)

"Esas trajedi buydu. Bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi." (s.135)

"Ayrıcalıklı bilgi sahiplerinin yüzlerine yerleşen o dramatik alaycılığın gülümsemesi." (s.151)

"Kendimizi olduğumuz gibi kabullenmek, daima ne olmamız gerektiğinin önüne geçmelidir; işte bu yüzden, bu bir adım öne gitmek demekti - ve de yukarı." (s.168)

"Yaşamak, sonu gelmez bir biçimde daha fazlasını istemektir, en kaba saba bakkalından en yüce mistiğine kadar böyleydi bu." (s.319)

"Bazı deneyimler seni öyle ele geçirir ki, tek katlanamadığın şey bunların sonsuza dek var olamayacağı düşüncesidir." (s.319)

"Erkekler savaşı sever çünkü bu onlara ciddi görünme imkanı verir. Çünkü bunun, kadınların kendilerine gülmesini engelleyen tek şey olduğunu sanırlar. Böyle bir durumda kadınları nesne konumuna indirgeyebilirler. İki cins arasındaki büyük fark da budur. Erkekler nesneleri, kadınlar nesneler arasındaki ilişkiyi görür." (s.425)

"Savaş, ilişkileri görmedeki bozukluktan kaynaklanan bir psikozdur. Birbirimizle kurduğumuz ilişkileri . Ekonomik ve tarihi durumumuzla ilişkilerimizi. Ve en çok da hiçlikle ilişkimizi. Ölümle." (s.425)

"Tüm korkuların, tüm dehşetin, asıl kötülüğün sonsuz kaynağı, insanın bizzat kendisidir." (s.512)

"Aşk aslında, diğer insanın içinde var olan bir şeyi sevmekten çok, kendi içimizde yer alan sevme kapasitesidir." (s.616)

"Güzel olmak bir ekstradır yalnızca. Hediyeyi saran bir kağıt gibi. Hediyenin kendisi değildir." (s.658)

"Özgürlük bir seçim yapıp o yolda devam etmekti; insanın içgüdü ve iradesinin, kendini tek başına yeni bir duruma fırlatıp atmasına izin vermesiydi. Şansımı denemem gerekiyordu. İçinde bulunduğum bu bekleme odasından kurtulmalıydım." (s.659)

John Fowles - Büyücü (Ayrıntı Yayınları)

Pazartesi, Aralık 06, 2010

Kesişen Yazgılar Şatosu

"Neden korkuyorsun, ruhumuzun şeytanın eline geçmesinden mi?
Hayır, ona verecek ruhumuz olmamasından." (s.33)

"Ay, yenik bir uydudur, ama üstün gelen yeryüzü, onun tutsağı durumundadır." (s.45)

"Farklı kuşaklar birbirlerine hep ters bakar, salt anlaşmamak için konuşurlar, mutsuz yaşamalarının ve düş kırıklığı içinde ölmelerinin suçunu hep birbirlerine atarlar." (s.125)

Italo Calvino - Kesişen Yazgılar Şatosu (Yapı Kredi Yayınları)

Pazar, Aralık 05, 2010

Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu

"Sen insanın içine gireceği en iyi beklentinin, en kötüden sakınmak olduğunu biliyorsun. Genel, hatta bütün dünyaya ilişkin konularda olduğu gibi kişisel yaşantında da vardığın sonuç budur. Ya söz konusu kitaplar olunca? İşte, bütün alanlarda beklentisizliği seçtiğin halde, kitap gibi çerçevesi iyice belirlenmiş bir konuda bu gençlik hazzına hala ayrıcalık tanıyabileceğini düşünüyorsun; evet bu alanda şansın yaver gitmeyebilir, ama yaşayabileceğin hayal kırıklığı çok da büyük olmayacaktır." (s.20)

"Seni en çok çıldırtan şey, nesnelere ilişkin durumlarda ya da insan eylemlerinde rastlantısalın, yazgısalın, olasının insafına kalmış olmak, senin ya da başkalarının umursamazlığının, üstünkörülüğünün, özensizliğinin kurbanı olmak. Bu gibi durumlarda sana egemen olan tutku o dalgınlığın ya da umursamazlığın huzursuz edici etkilerini silmek; olayları olağan akışına döndürmek sabırsızlığıdır." (s.41)

"Okuduğum şeylerin öyle ayan beyan ortada olmasından hoşlanmam, kimbilir neyin işareti olan, şimdilik ne olduğu bilinmeyen şeylerin varlığının belli belirsiz hissedildiği konuları yeğlerim." (s.57)

"Hayalinin ve hayatının yarattığı büyün bu gölgelerin peşine düşmüş durumdasın." (s.62)

"Gün içinde karşıma çıkan olayların birbirlerini izleyişinde dünyanın benden yana niyetlerini çözmeye çalışıyorum ve nesnelerde gizlenen karanlık imaların ağırlığını sözcüklere dökecek bir sözlük olmadığını bilerek el yordamıyla ilerliyorum." (s.71)

"Yazar, kitapların geldiği görünmez noktaydı, hayaletlerin dolaştığı bir boşluk, çocukluğumun kümesiyle öteki dünyaları birbirine bağlayan yeraltı dehlizleriydi..." (s.107)

"Bunlar senin dış dünyayı kendinden uzak tutmak için kullandığın bir kalkan mı, uyuşturucu misali içibe battığın bir hayal mi, yoksa dışarıya, kitaplar aracılığıyla boyutlarını genişletmek ve çoğaltmak istediğin dış dünyaya uzattığın bir köprü mü?" (s.144)

"Her şey daima daha önceden başlamıştır, her romanın ilk sayfasının ilk satırı, kitabın dışında olmış bir şeye göndermedir." (s.153)

Italo Calvino - Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu (Yapı Kredi Yayınları)

Salı, Kasım 30, 2010

Artemio Cruz'un Ölümü


"Acıyı bilmek gücümüzü kırar, bizim düşüncemizi sarmayan, bizim farkımıza bile varmayan acının farkında olduğumuz anda onun kurbanı oluruz." (s.68)

"İnsan tablolarda doğaya ya da başkalarının yüzlerine sahip olabilir." (s.154)

"Yaşamınla yazgının aynı olduğu bugün anı, doyuma ulaşmış istek demektir." (s.230)

"Zenginliklere sahip oldu mu her şeye sahip olduğunu sanan insanın anısı ne acıdır." (s.272)

"Gerçek güç her zaman başkaldırıdan doğar." (s.297)

"Devrim adına yağmacılık, devrimin yararına çalışmak bahanesiyle kendini sivriltmeyi haklı gösterecek bir şan ve şeref kalkanı." (s.306)

"Yaşamının, aynı anda hem önünde koşturacağı hem arkanda düşüp öleceği ve zamanın kendi kendini yuttuğu bir ölüm dansı bu." (s.344)

Carlos Fuentes - Artemio Cruz'un Ölümü (Can Yayınları)

Pazartesi, Kasım 29, 2010


"O açgözlü insanlara büyük bir kin duydum. Kazanç uğruna suları da, toprağı da öldüren sanayicilerden, işletmecilerden bir kere daha iğrendim. Sadece çiçeklerimizi, kuş seslerimizi almamışlardı bizden. Baba'nın güzelliğie benzer bütün güzellikleri alıp götürmüşlerdi. Açlık gövdelerimizi nasıl kemiriyorsa, çirkinlik de kafalarımızın içini öyle kemiriyordu."

Edita Morris - Mutlu Gün adlı öyküden (Can Yayınları)

Pazar, Kasım 28, 2010

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

"Kendisini çevreleyen kaba saba dünyaya karşı tek bir silahı vardı; belediye kitaplığından aldığı kitaplar." (s.57)

"Rüya görmek sadece bir iletişim (ya da şifreli iletişim) edimi değildir; aynı zamanda estetik bir etkinlik, bir imgelem oyunu, kendi başına bir değeri olan bir oyundur. Rüyalarımız bize düş kurmanın -olmayan şeylerin rüyasını görmenin- insanlığın en köklü gereksinimleri arasında olduğunu kanıtlar." (s.67)

"İstediğin sonsuzluksa, kapatıver gözlerini!" (s.103)

"Kültür aşırı üretimden, sözcük çığından, nicelik çılgınlığından yok olup gitmekte. Senin eski ülkendeki bir tek yasaklanmış kitabın bile bizim üniversitelerimizde çiğnenen milyarlarca sözcükten daha değerli olması bu yüzden." (s.111)

"Kişi özel yaşamında başka bir şeydi, başkalarıyla birlikteyken bambaşka bir şey." (s.121)

"Peşinde düştüğümüz hedefler hep bir parça sisle örtülüdür." (s.130)

"Çocukluğundan beri, kitapları gizli bir kardeşlik bağının işaretleri olarak görmüştü." (s.160)

"Tatlı sözler söyleyen, saygılı, nazik biriyle karşılıklı oturdunuz mu, onun söylediği hiçbir şeyin doğru olmadığını, içten olmadığını kendi kendinize hatırlatmanız dünyanın en zor işidir." (s.189)

"İçsel buyruklar çok daha güçlüdür ve bu yüzden de başkaldırmaya daha çok kışkırtır insanları." (s.200)

"Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri iki kategoriye ayırabiliriz. Bazıları bütün kadınlarda kendi öznel ve değişmez kadın düşlerinin gerçekleşmesini beklerler. Ötekiler ise nesnel kadın dünyasının sonsuz çeşitliliğini ele geçirme isteğiyle davranırlar." (s.205)

"Beyinde, öyle anlaşılıyor ki, şiirsel bellek diyebileceğimiz ve bizi büyüleyen, bize dokunaklı gelen, hayatlarımızı güzelleştiren her şeyi kaydeden özel bir alan var." (s.212)

"İçinde mutluluk olmayan zevk, zevk değildir." (s.213)

"Başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaçta kaşının duygularımızın sonucu, kaçta kaşınınsa bireyler arasındaki sürekli güç oyunu tarafından belirlenmiş olduğunu hiçbir zaman kesinlikle saptayamayız." (s.281)

"Cennete duyulan özlem, insanın insan olmaya duyduğu özlemdir." (s.298)

"Mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir." (s.300)

"Dehşet bir şoktur, mutlak bir körleşmenin zamanı. Dehşette en ufak bir güzellik yoktur. Bütün görebildiğimiz bizi bekleyen bir olayın delip geçici ışığıdır. Öte yandan hüzün, olacakları bildiğimizi varsayan bir tavırdır." (s.306)

Milan Kundera - Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği (İletişim Yayınları)

Perşembe, Kasım 11, 2010

Manzaradan Parçalar II

"Cebinizde, çantanızda bir kitap taşımak, özellikle mutsuzluk zamanlarınızca cebinizde, çantanızda sizi mutlu edecek bir öteki dünya taşımak demektir." (s.209)

"Kelimeler ve edebiyat, karıncalar ya da su gibidir: Çatlaklara, deliklere, görünmez aralıklara her şeyden önce ve en iyi şekilde kelimeler girer. Hayat hakkında, dünya hakkında asıl merak ettiğimiz şey de, önce bu görünmez çatlaklarda belirir ve onu her şeyden önce edebiyat görür." (s.210)

"Benim için okumak, metnin anlattığı şeyi aklımızın sinemasında canlandırma işidir. Okumakta olduğumuz metinden başımızı kaldırır, bakışlarımızı duvardaki bir resme, pencereden dışarıya ve karşımızdaki manzaraya çeviririz, ama aklımız gördüğümüz şeyde değil, az önce hakkında okuduğumuz öteki dünyayı canlandırmakla meşguldür. Yazarın hayal ettiği öteki dünyayı bizim görebilmemiz, mutlu olabilmemiz için hayal gücümüzün harekete geçmesi gerekir. Bu da okuduğumuz metnin, öteki mutlu dünyanın yalnız okuyucusu değil, bir parçası, hatta biraz da onun yaratıcısı olduğumuz izlenimi vererek bizi mahrem bir mutluluğa çağırır. Kitap okumayı, iyi bir edebiyat eserini okumayı vazgeçilmez yapan şey, bu mahrem mutluluktur işte." (s.211)

"Yazarın inceliklerine, gücüne, özel dikkatlerine, hızına, olayların kalbine hızla girişine, zekasına, hayatı bilişine hayran kaldıkça, bütün bu bilgileri o bana özel olarak fısıldıyormuş gibi geliyordu." (s.213)

"Okuma mutluluğu ile kitabı bir eşya olarak elimde hissetmek yavaş yavaş birbirine karışıyordu." (s.214)

"Kitabın beni günlük hayatın aptallıklarından ve kötülüğünden arındırdığını, beni daha iyi bir insan yaptığını hissediyordum." (s.214)

"Bütün büyük romanlar gibi, hayatın anlamı da mutlulukla sıkı sıkıya ilişkiliydi. Romanda olduğu gibi, hayatta da bu mutluluğa doğru bir istek, bir hareket, bir koşturmaca vardı. Ama bütün anlam bu değildi. Bu istek ve hareket hakkında da düşünmek istiyordu insan ve iyi bir roman bu iş için çok elverişliydi." (s.215)

"Bütün büyük okuma tecrübeleri ve zevkleri, daha sonra hatıralarımızda o kitapların kapaklarıyla karışır." (s.216)

"Roman kapaklarında kahramanların yüzlerini ayrıntılı bir şekilde göstermek, okurun ve yazarın hayal gücüne yapılmış kabul edilemez bir saldırıdır." (s.216)

"Okuduğumuz bir kitabın yıllar sonra karşılaştığımız kapağı, bize dünyayı ve hayatımızın geçmiş bir döneminde bir köşede otururken bu dünyaya girdiğimizi bize hemen hatırlatan bir ambleme dönüşür." (s.216)

"Kitap kapakları kitaptaki dünyayla bizim yaşamakta olduğumuz sıradan dünya arasında bir geçiş işareti görevi görürler. Kitap kapakları insan yüzlerine benzer: Ya yaşadığımız mutluluğu bize bütün gücüyle hatırlayır ya da hiç bilmediğimiz mutlu bir alemi vaat ederler. Bu yüzden kitap kapaklarına insan yüzlerine bakar gibi tutkuyla bakarız." (s.216)

"Hiçbir zaman yapılabilecek kadar iyi olmaz yapılan. Her zaman hayal kurup başarabileceğini düşündüğünden daha yukarı koy çıkayı." (s.218)

"Yalnız şiirlerin anlamı ve değeri değil, romanların anlamı ve değeri de, okura verdikleri zevkle, güzellikleriyle, okura sundukları deneyimin (okuma serüveni) derinliği ve şaşırtıcılığı ile ölçülmelidir. Bu güzellik ve okuma tecrübesinin boşluğu metnin yüzeyinde kalmaz, ta derinlere gider. Hayatın, insan olmanın, bu dünyada yaşamanın anlamının derinliklerine..." (s.230)

"Seçkin bir yazarın,insanoğlunun budalalığı ve sıradanlığı ile alay etmesini hepimiz cazip bulur; kitapları, romanları biraz da bu sesleri işitmek, onlarla yaşamak için okuruz. Ama bu alaycı ses bir romanda tek bir güç olursa, zeka ve sinizm, kısa zamanda orta sınıf hayatını, iyi eğitim alamamış insanları, değişik kültürleri, alışkanlıkları bizlerden başka türlü ve yetersiz olanları aşağılayan, yukarıdan bakan mağrur bir sese de dönüşebilir" (s.240)

"Edebiyat tarihinin büyük buluşları, tıpkı yazıda kişisel üslup dediğimiz şey gibi, çoğu zaman hesapla tasarlanarak yapılmaz." (s.260)

"Büyük romanlarda, kahramanların duyup yaşadığı, koşup çırpındığı hızla, bizim önümüzde yepyeni dünyalar açılır ve onlara kahramanlara inandığımız gibi inanırız." (s.261)

"Kitabın büyük, geniş, sarsıcı dünyasının yanında kendi hayatımın ve dertlerimin küçük ve önemsiz olduğunu hissediyordum." (s.267)

"Roman okuma çabası, bir çeşit sorumluluk duygusu, oluşum halinde bir dünyaya tanık olmanın dehşeti ve belirsizliği ile birleşir ve kendimizi anlama çabasının bir parçası oluverir." (s.268)

"Dickens'ın kahramanları da aklımızda kalır, ama çoğu zaman onları tuhaf, sevimli, karikatür benzeri özellikleriyle hatırlarız.Dostoyevski'nin romancılığının en büyük gücü, kahramanlarının en çok ruhlarının aklımızda kalması, içimize işlemesidir." (s.270)

"Nabokov'un kitaplarının güzelliğinin altında her zaman kötücül ve zalim bir yan vardır." (s.274)

"Yalnızlık içerisinde bir şey yazmak ama yazdığınızın diğer okuyucuların kalbine hitap edeceğine dair gizli veya ifade edilmemiş bir inanç taşımak. Bu, insanlığa yönelik güçlü bir inançtır." (s.329)

"Roman sanatında ima esastır. Hiçbir zaman her şeyi ortaya koymamak, ama ruhumuzun, kalbinizin iç derinliklerinde bir şey vermeye devam etmek gerekir." (s.330)

"Benim için mutluluk bir yandan kalabalık bir ailenin gürültüsünü işitip güvenini ve şefkatini hissederken, insanın aynı zamanda yalnız kalıp kağıtla kalemle, boyayla fırçayla kendine yeni bir dünya yaratmak için sabırsızlık, hatta öfke duyması demektir." (s.334)

"Yıllar geçtikçe edebiyatın işinin dünyayı hikaye etmekten çok dünyayı kelimelerle görmek olduğuna daha çok inanıyorum." (s.402)

"...günlük hayat eşyalarında şiir bulma heyecanı..." (s.413)

"Bir yazarın kitapları ruhunun gelişiminin kilometre taşları olarak görülebilir." (s.527)

Orhan Pamuk - Manzaradan Parçalar (İletişim Yayınları)

Çarşamba, Kasım 10, 2010

Manzaradan Parçalar 1

"Hayat onun için kazanılacak bir şey değil, zevk alınacak bir şeydi." (s.17)

"Babamızın kendisi olmasını değil, bizim istediğimiz baba olmasını isteriz." (s.18)

"Vücut ve ruh ilişkisinin bir kirlilik ve temizlik, gökyüzü ve çamur ilişkisi olmadığını anlayabilmem için ne kadar çok yıl geçmesi gerekti! Gövdemi ruhumu kirleten bir şey olarak düşünmeyi bırakıp, ruhumu gövdeme uyum gösteren bir şey olarak hayal etmeyi öğrenince, hayat biraz daha çekilir oldu." (s.23)

"Futbol bizde halkı sakinleştirmek için değil, azdırmak için milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve otoriter düşünceyi yaymak için kullanılıyor." (s.54)

"Milliyetçilik ister deprem olsun, ister kaybedilen bir savaş, felaketlerle daha çok gelişir." (s.54)

"Gözümün gördüğü dünya resmi ile kafamın görmek istediği resim arasında kararsızım." (s.102)

"Müzelerin yalnız görsel duyumlara değil, bütün algı merkezlerimize açık olması gerektiğini -belki de resim sanatına önem vermeyen bir İslam ülkesinde doğup büyüdüğüm için- yeniden düşünüyorum." (s.106)

"Tek tek kitap almamın, taş taş bir ev inşa etmeye benzeyen bir yanı vardı." (s.115)

"Kitaplarla haşır neşir oldukça hayatın bir kısmını daha kaçırıyor, bunu anladıkça da kaçan hayattan intikam alır gibi kitap alıyordum." (s.114)

"
Bir kitabı atmaya karar verirken, önce hissettiğimiz yüzeysel aşağılama zevkinin arkasında, ilk başta görülmeyen derin acılar yatar. Aşağıladığımzı şey aslında, kütüphanemizde durması bile bizi huzursuz eden bu kitap (siyasi bir itiraf, kötü bir çeviri, moda romanlar, hepsi birbirine ve diğerlerine benzeyen şiirler) değil, bu kitaba bir zamanlar para verip onu alacak, yıllarca kütüphanede saklayacak, hatta birazını okuyacak kadar verdiğiniz önemdir." (s.122)

"İyi okumak insanın gözlerini ve mantığını bir metnin üzerinden ağır ağır ve dikkatle geçirmesi değil, metnin içine ruhunu da bütünüyle katabilmesidir." (s.122)

"Kitapların kalabalığı, tıpkı alemdeki bütün kitapları barındıran efsanevi büyük kitaplıklar gibi, zamanın ve alemin sınırsızlığını hatırlatan sonsuz kütüphane hayalleri gibi, bizleri hem alçakgönülülüğe çağırmalı hem de milli devletlerin, tarihlerin, dillerin ötesinde, bütün insanların benzerliğini, amaçlarımızın ve duygularımızın yakınlığını bizlere hatırlatmalıdır." (s.125)

"İstanbul'da vapur gezintisine çıkmak bende şehrin içinde hareket ettiğim duygusunu değil, şehrin içindeki konumumu, hayatımın diğer hayatlar arasındaki yerini gördüğüm duygusunu uyandırır. "(s.169)

"İnsanın iki ila dokuz yaş arasında yaşadıkları, bir daha silinmemek üzere hafızaya kazınır." (s.182)

"Her şehrin içinde yaşarken fark etmediğimiz ve ancak yıllarca ondan uzak kaldıktan sonra geri dönünce ya da yıllar sonra eski fotoğraflara bakarken fark ettiğimiz ayrıntılar vardır." (s.195)

Orhan Pamuk - Manzaradan Parçalar (İletişim Yayınları)

Pazar, Ekim 10, 2010

Koleksiyoncu

"Unutmak insanın yapacağı değil, başına gelecek bir şeydir."

"Sıradan insan uygarlığın lanetidir."

"Çağımızın bütünüyle bir aldatmaca, bir yapmacıklık olduğunu hissediyorum. İnsanların durmadan taşizmden, kübizmden dem vurması, sonu -izm'le biten sözcükler kullanması ve bu -izm ile birlikte kullandıkları alengirli kelimeler, saçma sapan yapışkan sözcük ve cümleler. Hepsi de resim yapabilme ve yapamama olgusunu saklamak için sarf ediyorlar."

"Gerçekten önemli olan tek şey, insanın inandığını hissetmesi ve yaşamasıdır; yeter ki bu, yalnızca kendini rahatlatacak basit bir inanç olmasın."

"Her canlı, yaratıcı ve vicdanlı kişinin çevresindeki bayağılığın kurbanı olması neden? Çünkü hepimizden nefret ediyorlar, farklı olduğumuz için, onlar olmadığımız için, onlar bizler olamadıkları için nefret ediyorlar. Bize işkence ediyorlar, bizi dışlıyorlar, bize hakaret ediyorlar; kendi gözlerini bağlıyor ve kulaklarını tıkıyorlar. Onlardan nefret ediyorum. Kalın kafalı ve küçük olmaktan utanç duymayan bütün kalın kafalı ve küçük insanlardan nefret ediyorum."

"Sanat gerçekten onları rahatsız mı ediyor (ve bu yüzden mi yaşantılarında hiç yer vermiyorlar) yoksa gizliden gizliye onları sarsıyor da, ürkütüyor da, kendilerini sanatın can sıkıcı olduğuna inandırmak zorunda kalıyorlar."

"Yaratıcı olmayan insanlara yaratma fırsatı tanınırsa kötü insanlar ortaya çıkar."

John Fowles - Koleksiyoncu

Cumartesi, Ekim 09, 2010

İskambil Kağıtlarının Esrarı

"Acayip zekiyizdir, atom bombaları, aya giden füzeler yaparız. Ama hiçbirimiz nereden geldiğimizi sormayız. Buradayız ya sırık gibi, bu bize yeter."

"Astronotlar üzerinde yaşam olan başka bir gezegen keşfetse, herkes müthiş şaşırır, yer yerinden oynar. Ama kendi gezegenlerinin varlığı hiç de şaşırtmıyor onları."

"Eğer dünya bir sihirbazlık eseriyse, o zaman bir sihirbazın da mutlaka olması gerekir. Günün birinde onun maskesini düşürmeyi umuyorum. Ama bir kez olsun sahnede kendini bize göstermeyen bir sihirbazın oyununu ortaya çıkarmak pek kolay olmasa gerek."

"Aynı yıldızları görebildiğimiz halde, birbirimizden sonsuz ölçüde uzaktık."

"Biraz garip bir şey bu. Şu gezegende belki beş milyar insan yaşıyor. Ama işte tutup birini seviyorsun ve onu kimseyle değişemiyorsun."

"Kaderin ne olduğunu bilmek isteyen, ondan daha uzun ömürlü olmalıdır."

Jostein Gaarder - İskambil Kağıtlarının Esrarı

Cuma, Ekim 08, 2010

Sonsuzluğa Nokta

"İnsanlar isterlerse, her şeyi ama her türlü şeyi silaha dönüştürebilirlerdi."

"Yolcuların çoğu yüzünü dışarıya dönmüştü. Bunun bir nedeni, herhangi bir şeyin içinde bulunmanın verdiği güdüyse; bir nedeni de, telgraf direklerinin camdan geçmişine bakarak otobüsün hızını saptamaktı belki. Meraktı yani; boş kalmanın boşluğundan doğan ve kapısı sessiz sedasız kendine açılan kupkuru bir meraktı. Belki de geçmişle geleceğin hesabına dalmıştı yolcular; yaşamların yaşamdan yontulmuş ve yaşamın bilinmezliğine sürtüle sürtüle bilenmiş makaslarla kesip biçerek, zihinlerinde yeniden biçimlendirmeye çalışıyorlardı. Ya da düşünme konumuna girmişlerdi de, hiçbir şey düşünmeden ve gözlerinin önüne hiçbir şey getiremeden öylece bozkıra bakıyorlardı bozkır gibi..."

"Belki de insanlar koskoca yaşamları boyunca yalnızca bir kez farklı olmaya katlanabiliyorlar, sonra da yavaş yavaş öteki insanların davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına bürünerek, durup dinlenmeden kendini tekrarlayan uçsuz bucaksız bir benzerlikler denizinde kaybolup gidiyorlardı."

"Kirli duvarlarda, tozlu bavullarda, ellerde, ayaklarda ve kimsenin ilgisini çekmeyen mavi çöp sepetlerinde bile bir yerlere ulaşmanın telaşı vardı. Bu telaş, insanların o anda yaşamdan almaları gereken tatları oburca yiyip yutan bir canavardı kuşkusuz, ama kimse bunun farkında değildi. Hareket saati yaklaşan otobüslere binip koltuklarına oturanların yüzündeyse, bir yerlere çekip gitmenin heyecanını ve sevincini aramak boşunaydı. Kıpırtısızdılar çünkü... Her koltuğa insan duruşunda, insan bakışında ve insan sıcaklığında birer eşya bırakılmıştı sanki; yalnızca görüntüleriyle bakıyorlar, yalnızca görüntüleriyle işitiyorlar ve görüntülerinin diliyle konuşuyorlardı. Tek tük sevinçli görünmeye çalışanlar olsa da, onları yolcu edenlerin durumu daha da hüzünlüydü. Öyle ki, otobüs camlarındaki yakınlarına el sallarken hüzünlerini de gösterebilme telaşıyla birbirilerinin tepesine çıkıyorlardı."

"İnsanların gözlerinden başka birer göz daha vardır gözlerinin içinde, böyle zamanlarda onlarla bakarlar. Onlar dilli gözlerdir çünkü, sahiplerindeki gücün dışında başka bir güçten de beslenirler ve sahipleri neyi amaçlarsa onu apaçık yansıtırlar."

"Yaşamdaki yankısını yalnızca kendi düşlerinde bulmanın ve bunu bilmenin hüznü..."

"Tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları, aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları, sonra bir bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri, anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları, aynı yasalara uyarak evlendikleri, babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kaplanınca dünyanın yarısını ele geçirmişcesine sevindikleri ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere 'dönüp duran paslı bir çember' diyecekken 'akıp giden yaşam' adını verdikleri uyumsuz bir toplumda, yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben."

"İnsanı insan eksiltir, nasıl çoğaltırsa..."

"Yükselmek: Kendini aşağılarda saymanın ateşli hastalığı; insanın kendisi için doğurduğu son anne; bugünün tadını alıp götüren büyülü bir düş, ya da yukarıya doğru bir alçalış..."

"Yaşamın büyük bölümü düşünülmeyen şeylerden oluşur."

Hasan Ali Toptaş - Sonsuzluğa Nokta

Tavan arası